TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI, Ankara, 2020
Müslümanların elinde hidayet üzere kalmalarını temin eden
iki asıl bulunmaktadır: Allah’ın Kitabı Kur’an ve Hz. Peygamber’in
uygulana gelen sünneti ile onun taşıyıcısı konumundaki hadisler.
Bu iki kaynağın nüzûlü ve vürûdu, tarihin belli bir kesitinde, yani
Hz. Peygamber’in risâleti döneminde gerçekleşmiştir. Doğal olarak
da mezkûr tarihi kesitteki realiteyi ve şartları dikkate almıştır. Ancak
diğer taraftan “dinî metinler” dediğimiz bu iki kaynak, insanlık
tarihinin sonuna kadar tüm zamanlara ve tüm insanlara hitap
edecektir. İşte bu gerçeklik, zikredilen iki kaynağın nesilden nesile
aktarılmasıyla beraber her zaman diliminde yeniden anlaşılması ve
yorumlanması gibi bir sorumluluğu da beraberinde getirmiştir. Ne
var ki anlama ve yorumlama faaliyeti, tarihin normal seyrinde aktığı
dönemlerde adeta bir sorumluluktan ibaretken, Müslümanlar
adına tarihin kriz dönemlerinde bu sorumluluk aynı zamanda bir
zorunluluğa, hatta devasa bir probleme dönüşmüştür. Nitekim Batı
düşüncesinin büyük oranda etkili ve şekillendirici olduğu modern
zamanlar, İslâm dünyası için böyle kapsamlı bir kriz dönemi olmuş,
öncelikle teorik düzlemde Müslümanların varlık, bilgi ve ahlâk anlayışlarını,
daha sonra da yaşam pratiklerini etkilemiş ve bağlantılı
tüm tasavvurlarında değişikliğe yol açmıştır. Böylesi bir değişimin
sonucu olarak dinî metinlerin anlaşılıp yorumlanmasında, rivayetlerin
kabul ya da ret sebeplerinde, metot ve usûle dair yaklaşımlarda
ve de sözün sahibinin tasavvur ediliş şeklinde geleneksel anlayıştan
farklı bakış açıları ya da kısaca farklı bir zihniyet ortaya çıkmıştır.
Bu bağlamda bizim araştırmamız, başta anlama ve yorumlama
olmak üzere çağdaş dönemde hadis-sünnete dair birçok problemin
ve çözüm önerilerinin ardındaki etkin unsur olan ve zikrettiğimiz
zihniyet değişikliğinden de nasibini alan “modern dönem peygamber
tasavvuru”nu konu edinmektedir.